Serçe Kuşunun İntikamı – Beydaba
Gün gelir, ateş olur annenin umut ışığı
Anne serçe ne yapacağını bilmez bir haldeydi. Son günlerde yuvaya yaban kedisi dadanmıştı. Yavru serçelere göz açtırmıyordu. Yumurtadan yeni çıkmış zavallı yavrucakları gözüne kestiriyor, uygun bir ânı kollayarak yakalıyor, sonra da bir güzel afiyetle yiyordu.
Bir gün böyle, iki gün böyle… Derken diğer anne serçeler de durumdan tedirgin olmaya başladılar.
Hain kedi, onların da yavrularına göz dikmişti. Hatta zaman zaman bazılarının yuvasına geldiği görülmüştü.
Bunun üzerine bütün serçe kuşlar toplandılar. Ne yapmak gerektiği konusunda görüşmeler yaptılar.
Herkes düşüncesini söyledi.
Ortaya farklı görüşler çıktı.
İçlerinden biri şöyle dedi:
– Biz koskoca bir yabanî kediyle nasıl başa çıkarız? Gelin ondan daha güçlü biriyle anlaşalım, ortak bir cephe kuralım.
Diğer serçe kuşlar bu fikri benimsediler.
Doğru ya, kendileri başa çıkamayınca, kediden de güçlü birisiyle birleşmek en iyisiydi.
Düşünceyi ortaya atan serçe kuş elçi olarak seçildi.
Ve, bütün serçelerin ortak görüşüyle Semenderlerin ülkesine gönderildi.
Serçe kuş günlerce uçtu.
Sonunda Semerderlerin ülkesine ulaştı.
Başlarından geçeni anlattı. Yardım diledi onlardan.
Semenderlerin ileri gelenleri toplanıp konuyu görüştü.
Serçe kuşlara yardıma karar verdi.
Önce ağızlarına biraz neft aldılar, birkaç tane kibrit alıkoydular.
Serçe kuşların ülkesine geldiler. Durumu yerinde gözlediler.
Ve yaban kedisinin kaldığı yeri belirleyip ateşe verdiler. Alevler büyüdü büyüdü, ortalığı yoğun bir duman kapladı. Yaban kedisi gafil avlanmıştı. Evinde yavrularıyla birlikte yanarak öldü.
* * *
Kelile, Dimne’den bu öyküyü dinleyince içinde bir sızı dolaştı. Dimne niyeti bozmuştu galiba. Öküz Şetrebe’yi saraydaki konumundan uzaklaştırmak için aklına geleni yapmakta kararlıydı. Korktu arkadaşından.
Gözünü hırs bürümüştü anlaşılan.
Fakat kararlıydı, yapılacak bir şey yoktu.
– Arslanın Şetrebe’ye bu kadar önem vermesi, diğer adamları arasında hoşnutsuzluk doğurmuştur. Sonuçta kötü şeyler olacağından korkuyorum dedi Dimne.
Kelile sustu.
Dimne, sürdürdü konuşmasını;
– Benim Şetrebe aleyhine çalışmam sadece kendim için değil, ülkenin ve sarayın çıkarı sözkonusu.
Kelile’nin aklına, olaylardan ders alan bir padişahın öyküsü gelmişti.
– Gel, dedi; sana bir öykü anlatayım, her şeyden ibret alan bir hükümdarın hikâyesi bu.
– Anlat bakalım, dedi Dimne.
Kelile hikâyeyi anlatmaya başladı.
Zulüm Bir Yaşama Biçimiyken Gün Gelir Ölümle Açılır Kapalı Gözler
Bir varmış bir yokmuş.
Allah’ın kulu mısır tanesinden çokmuş bir zamanlar.
Büyük bir ülkenin yüce bir padişahı varmış.
Yüceymiş yüce olmasına ama, zamanla değişmiş, bambaşka bir insan oluvermiş.
Bir zamanlar halkına sevgiyle hizmet etmeyi bir görev bilen bu sultan gün gelmiş zulmetmekten zevk duyar olmuş.
Onun yüzünden canı yanmadık bir kul kalmamış ülkede.
Ölmesi için insanlar gece gündüz Allah’a yakarır olmuşlar.
Zulmünden bıkıp usanmışlar.
Herkes korkudan sinmiş bir yerlere.
Padişahsa her gün zulmüne bir yenisini ekliyormuş.
Ve bundan emsalsiz bir zevk duyuyormuş.
Günler su gibi akıp gitmiş. Geride sadece haksızlığa uğrayanların iniltisi ve korkusu kalmış.
Hiçbir şey kararında değildir dünyada. Her şey zamanla değişir. Bizim padişah da değişivermiş bir gün.
Ve bunu, yurdun dört bir yanına duyurmuş.
Sokaklarda tellal bağırıyormuş;
– Ey insanlar! Ben, bugüne dek zalim bir hükümdardım. Artık adaletli olmak istiyorum. Ülkemi tekrar eski mutlu günlerine kavuşturmak istiyorum.
İnsanlar duyduklarına inanamadılar. Bu tellal neler de söylüyordu böyle. Çılgın olmalıydı!
Fakat çok geçmeden tellalın söyledikleri çıkmaya başladı.
Padişahın değiştiğini gösteren olaylar oldu. Artık zulüm günleri geride kalmıştı. Herkes mutluydu.
İnsanlar, bu mutluluğun uçup gideceği korkusu içindeydiler.
Sanki yaşanan bir rüyâydı, bir düştü. Eski Padişah gitmiş, yerine bir iyilik meleği gelmişti sanki.
Hükümdarın yanındakiler şaşkınlık içindeydiler. Vezirlerden birisi sordu:
– Devletli Sultanım, izniniz olursa sizden bir şey sormak istiyorum. Sanırım maiyetiniz de bunu çok merak ediyor.
Padişah anlamıştı. Vezir önüne bakarak konuşuyordu.
– Sizdeki bu değişikliğin sebebi nedir?
Padişah gülümsedi.
– Beni bu duruma getiren ormanda gördüğüm bazı olaylardır, dedi.
Vezir meraklandı. Ormanda ne olabilirdi ki!..
Padişah devam etti:
– Bir gün ava çıkmıştım ormanda. Yolda bir köpek gördüm. Bir tilkiyi izliyordu. Zavallı tilkinin ayağını ısırdı, hayvancağız canını kaçmakla zor kurtardı. Köpek gezinmeye başladı, ben de izliyordum, tam bu sırada vahşî bir at, köpeği tepeleyince hayvanın ayağı kırıldı, bunun üzerine meraklandım, atı takip etmeye başladım, at gide gide bir çukura rast geldi ve bir anlık şaşkınlık sonucu düştü, onun da ayağı kırılmıştı…
Vezir ilgiyle dinliyordu Padişahın anlattıklarını.
– Bu olaylar bana iyi bir ders olmuştu. Kimsenin yaptığı yanına kalmıyordu. Mutlaka ettiğinin cezasını çekiyordu.
* * *
Kelile, anlattığı bu öykünün Dimne’yi intikam duygusundan vazgeçireceğini sanıyordu.
– Ben, dedi Dimne, öç almak peşinde değilim. Ayrıca Şetrebe’ye zulmetmek de istemiyorum. Sadece bana yapılan haksızlığı önlemek niyetindeyim.
– Yine de karşındakinin güçlü kuvvetli bir öküz olduğunu unutma dedi Kelile ve Tavşanla Tilkinin hikâyesini anlatmaya başladı.







